Özlem Köse ile Aile Danışmanlığı

22/03/2019
Rabia Sönmez & Beyza Karamollaoğlu

Derneğimizin Kurumsal İletişim Uzmanı Aliye Rabia Sönmez ve Derneğimizin Muhabiri Beyza Karamollaoğlu ile Çift Terapisti ve Akademik Başarı İzleme ve Danışmanlık Programı’nda çalışmakta olan Özlem Köse ile röportaj gerçekleştirdiler. Keyifli okumalar dileriz.

Özlem Hanım, lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümünde, yüksek lisans eğitimini ise Purdue Üniversitesi Aile ve Evlilik Terapisi (Bağımlılık Terapileri ve Araştırmaları Yan Dal) bölümünde tamamladı. Şu anda Amerika’da Dartmouth Üniversitesi Tıp Fakultesi Aile Hekimligi Uzmanlik Arastirma Hastanesinde Cift terapisti/medikal aile terapisti olarak çalışmaktadır.

Beyza Karamollaoğlu: Özlem Hanım Merhaba, sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Akademik ve mesleki olarak ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Özlem Köse: Ben çift terapistiyim. Yüksek lisanstan sonra doktorada sağlık alanında çalışmaya başladım. Tıp alanında, “çiftlerin ve ailelerin kronik hastalıklardan nasıl etkilendikleri ve kronik hastalıklarla baş etme süreçleri” üzerine çalışıyorum. Kronik hastalıklar, aileleri ve çocukları çok etkiliyor. Bu durum boşanmaya kadar gidebiliyor, aileler dağılabiliyor hastalıkla baş etme sürecinde. Aileler ve çiftlerle çalışmanın yanı sıra davranış sağlığı üzerinde, “üretken ve verimli çalışma stratejilerinin insanın iyi oluşuna etkileri” ile ilgili danışanlarımla çalışmalar yürütüyorum. Psikoloji ile tıbbın kesiştiği bir klinik ve araştırma alanı diye düşünebiliriz.

Aliye Rabia Sönmez: Aile danışmanlığı hizmetinin bireysel danışmanlık hizmetinden farkı nedir?

Özlem Köse: Bu çok güzel bir soru. Ben çift terapistiyim ama bireysel danışmanlık hizmeti de sunuyorum. Aile terapisinde kullandığımız yöntemlerde “Danışanlarımızla birlikte bireyin davranışları, duyguları ve bunlarla baş etme yöntemleri; kendisini ve çevresindeki kişileri nasıl etkiliyor ve bu etkileşimlerin kişiye dönüşü nasıl oluyor?” gibi sorulara yanıt arıyoruz. Diyelim kişi problemlerini çözmek için alkole başvuruyor. Elbette bu durumun kişinin eşine ve çocuklarına çok olumsuz etkileri oluyor. Kişinin eylemlerini, kendisi ve sevdikleri üzerindeki etkisini dikkate alan bir perspektiften çalıştığımız zaman, hem sorunun çözümü daha etkin ve hızlı gelişiyor hem de kişinin ilişkilerindeki iyi oluşunu bozmayacak, hatta iyileştirecek sonuçlar elde ediliyor.

Beyza Karamollaoğlu: Aileler ne zaman size gelmeli? Çiftler psikolojik destek alma konusundaki çekincelerini nasıl aşabilirler?

Özlem Köse: Çiftler terapiste başvurmakta 4 yıl kadar geç kalıyor bir araştırmaya göre. Bu veri Türkiye’deki çiftleri ne kadar yansıtıyor emin olamasam da benzer bir süreçten geçtiklerini ve genellikle geç kaldıklarını söyleyebilirim. Belki de finansal sorunlar, ön yargılar ve damgalanma çekincesinden dolayı gecikiyoruz yardım istemek için. Pek çok çift, terapiyi boşanma kararından emin olmak için kullanıyor, bu da terapinin asıl işleviyle ters orantılı.

Yakın ilişkilerimiz çok önemli. İnsanın ailesi ile kurduğu ilişki çok önemli. Ailemiz çok önemli. Kaç yaşında olursak olalım çekirdek aile ve geniş ailemizle kurduğumuz ilişkilerimizin çok zengin olduğu bir kültürümüz var. Bu yüzden o ilişkileri korumak ve güçlendirmek her zaman çok anlamlı.

Ülkemizin en önemli serveti aile yapımız ve aile kültürümüzdeki zengin değerlerimiz; belki de başka kültürlerde olmayan bir zenginlik. Bu kadar önemli bir zenginliği korumak için ne gerekiyorsa yapılmalı eğer bu ilişkiler zedelenmişse. Mesela çiftler küsüyor ve onarmayı bilmediklerini fark edemiyorlar. Çabuk onaramayıp günlerce, aylarca birbirleriyle küs kalıyorlarsa sorundan çok sorunu tamir etme yolundan kaynaklanan pürüzler ilişkiyi yıpratıyor.

Ben hep şöyle söylerim bir ilişki terapisti olarak: “İlişkinizin bulutsuz dönemlerine çok iyi bakın.” Yani sorun yokken karşımızdakini iyi tanımak; onun iyi ve kötü yönlerini, geçmişten getirdiği ilişki yaralarını, ilişkiden bağımsız olarak hayatın hangi alanlarında zorlandığını bilmek sorunlar karsısında daha yapıcı olmamızı sağlar. Sorun çözme sürecinde biz de incinir, yara alırız ve canımız acırken sevdiğimizi nasıl yaraladığımızı görmemiz zorlaşır. İlişki sağlamlaştığında her iki tarafın da yaralandığını görebilmek, kendimize sevdiğimizin gözünden bakabilmek daha kolay olur. İlişkiyi sağlamlaştırmanın ve çok yara almadan kuvvetlenmenin yollarından biri de “bulutsuz günler” diye tabir ettiğim çatışmanın az olduğu zamanlar.

Aliye Rabia Sönmez: Ailelerin yaşamış oldukları sorunların temelinde neler var? Aile içindeki sorunlar aile bireylerini nasıl etkiliyor? Özellikle de çocukları…

Özlem Köse: Türkiye’de, benim bir klinisyen olarak fark ettiğim ve bize başvuran çiftlerde gördüğüm genel sorun finansal problemlerdir. Paramızı ve bütçemizi yönetme konusunda çok bilinçli olmadığımızı düşünüyorum ben. Bütçe oluşturmak konusunda gençlerimize ve çiftlere yardımcı olan bir yapı olsa keşke ülkemizde. Hangi sosyoekonomik sınıftan gelirse gelsinler, finansal sorunlar çok yıpratıyor aileleri.  Bu konuda çok özen gösterilmesi gerektiğine inanıyorum. Yine ilişkilerinin bulutsuz günlerine baksınlar. Otursunlar ‘’Biz nasıl harcıyoruz paramızı, nereye harcıyoruz? Savurgan yanlarımız var mı? Nerelerden tasarruf edebiliriz, bu bize nasıl geri dönüş sağlar? Biriktiğimiz parayı kendimiz ve sevdiklerimiz için nasıl daha iyi harcayabiliriz?’’ böyle kafa kafaya vermek bunu yapabilmek çok önemli bir beceri.

İkincisi de büyük aileyi, evliliğe karıştırmak gibi bir sorun yaşıyor çiftler. Büyük ailede yaşanan sorunlar evlilikte çok yankılanıyor bizim kültürümüzde. Üçüncüsü de aldatma. Aldatma ve sonrası yaşanan travma süreçleriyle baş edememe üzerine başvuran çiftler çok Türkiye’de.

Sonuçta hepimiz sevgili olmayı, eş olmayı, birine yaren olmayı annemizi babamızı etrafımızdakileri gözlemleyerek yaparız. Hayatımızın ilk yedi yılında hem mizaçla hem de etrafımızdakilerle etkileşimimizin sonucunda oluşturduğumuz bir sosyal yazılım var. Bu yazılımın nasıl işleyeceği aslında biraz etrafımızdakilerle kurduğumuz iletişimi ve bu iletişimi nasıl yorumladığımıza bağlı. Mesela şiddet uygulayan bir ailede büyüdüysek, kendimizi içinde şiddetin olduğu ilişkilerde bulma ya da eşimize veya çocuğumuza şiddet uygulama ihtimalimiz yükseliyor. Bu travma halledilmediği için bir kuşaktan başka bir kuşağa geçmiş oluyor. Bu yüzden insanların aile ilişkilerini korumaları çok önemli. Annesinin dayak yediğini görerek büyüyen çocuk, büyüyünce kendi ilişkilerinde benzer örüntüler kurmaya devam edebilir.  Sevmenin, gerektiğinde dayak yemek ya da gerektiğinde dayak atmak olduğunu düşünebilir.  Oysaki sağlıklı ilişkilerde her iki tarafın da duygusal ve fiziksel sağlığı esas olmalı, olmuyorsa o ilişkide sorun var demektir.

Beyza Karamollaoğlu: Aile içi iletişimde neleri doğru, neleri yanlış yapıyoruz?

Özlem Köse: İlişkiler nasıl kurulur, nasıl devam ettirilir, nasıl barışılır gibi temel ilişki olgularının bizim kültürümüzde üzerinde durulmadığı kanısındayım. Mesela anneye gidip arkadaşım saçımı çekti ya da kardeşim bana şunu yaptı dendiğinde o çatışma nasıl çözülür ve sorun nasıl onarılır bize pek anlatılmıyor. Öğretmenimiz ceza verir ama doğrusu neydi bu davranışın? Nasıl barışmalıydık arkadaşımızla? Bu konuların üzerine çok eğilmeyen bir kültürümüz ve eğitim sistemimiz var diye düşünüyorum. Sağlıklı çatışma becerileri, sağlıklı ilişkiler ve sınır koyma konularında gelişmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Sınır problemlerini hayatımızın her alanında çok yaşıyoruz. Evimizden dışarı çıktığımızda başlıyor insanlarla yaşadığımız sınır problemleri. Metrobüste birbirimizi ittiriyoruz. Kişiler arası ilişkilerde birbirimizin sınırlarına saygı göstermek çok önemli.

Doğru yaptıklarımıza değinecek olursam: biz birbirimize kucak açmak konusunda gelişmiş ülkelere göre daha iyiyiz. Düşünün ki birey için kendi olmak, kendi ayaklarının üzerinde durmak ve kimseden yardım almadan kendine yetmek onun için her şeyden önemli. Öyle ki birinden yardım istemek, birisinin desteğine ihtiyaç duymak; kendi kendine yetemediği, zayıf ve güçsüz kaldığı bir durummuş gibi anlamlandırıyor. Bir iki saatliğine çocuğunu komşusuna bırakmayı “kötü annelik” gibi değerlendirip bunu yeterince iyi bir anne veya yetişkin olmamak gibi yorumluyor.  Bu yorumda, yetiştiği kültürün bağımsız olmaya ve yardımlaşmaya nasıl bir anlam yüklediğinin önemi çok büyük. Yardıma ihtiyacımız olduğunda, bunu dile getirebilmek konusunda, bizim kültürümüzün daha kucak açıcı olduğunu düşünüyorum. Birinin desteğe ihtiyacı olduğunu anlamakta veya kendimiz için yardım istemekte, yeri geldiğinde sevdiklerimize sığınmakta problem görmüyoruz. Mesela bir Amerikalının boşandıktan sonra ailesinin yanına gitmesi, birkaç ay ailesinin yanında yaşaması çok anormal karşılanıyor. Bizim kültürümüzde böyle durumlar karşısında, yetişkin evladına kucak açan aileler daha yaygın. Ben, bunun büyük bir zenginlik olduğunu düşünüyorum.

Aliye Rabia Sönmez: Ailede bireylerin rolleri nasıl değişiyor? Türkiye, Kanada ve Birleşik Devletler için değerlendirebilir misiniz?

Özlem Köse: Bizim kültürümüzdeki ikili ilişkilerde cinsiyet rolleri biraz daha belirgin ve söz sahibi. Yani evin içinde kadının yapması gereken işler, erkeğin yapacağı işler konusunda cinsiyet rollerinin belirlediği bir yaşam tarzı hâkim. Türkiye’de çalışırken ‘’Eşim hiçbir şeye yardımcı olmuyor, bebeğin bakımında yalnızım.’’ diye yakınan ve bunu terapiye getiren çok oluyordu. Hem Kanada hem de Amerika’da bu konuda eşler birbirine daha fazla yardımcı oluyor. Bu farkın bir sebebi, bu gelişmiş ülkelerdeki iş ortamı ve iş-yaşam dengesinin bizim ülkemize göre çok faklı olması. İş dünyasının sizden bekledikleri oldukça ağır olabiliyor. Birlikte yemek yemek, bulaşık yıkamak, evi toplamak gibi faaliyetler pek olmuyor. Bizim kültürümüz dolayısıyla sahip olduğumuz ritüellerimiz var ama burada en azından dominant kültürde aynı gelenekleri gözlemleyemiyorum. Mikrodalgada pişirilmiş, çabucak yapılmış yemekler yeniyor, kimsenin yemek pişirmeye vakti yok. Bazı evlerde haftada bir iki kez yemek pişiyor. Çünkü insanlar çok yoğun çalışıyor. Pek çok aile henüz bir aylık olmuş bebeği gündüz bakım evine bırakmak zorunda çünkü doğum izni çok az. Bütün bu sosyal şartlar çok etkiliyor anne babaların iş birliğini. Kuzey Amerika’da iş her şeyden önce geliyor.

Beyza Karamollaoğlu: Aile psikolojisi alanında çalışmanız noktasında motivasyon kaynağınız ne oldu? Bu alanda çalışmak isteyenlere neler önerirsiniz?

Özlem Köse: Benim anne ve babamın çok iyi bir ilişkisi var. Birbirlerine çok saygılı ve sevgi dolu 32 yıllık bir evlilikleri var. Bu güzel iletişimi gözlemleyerek büyümek bana hep iyi geldi. Benim hayatımda çok önemli ve anlamlı oldu. Aile ilişkilerinin, kişinin temel sağlık ve iyi oluşuna etkisini iyi anladığım için böyle bir alana yöneldim sanırım. Tıp ile ilişkili kısmı ise annemin çok erken yaşta kanserle savaşması dolayısıyla oldu. Hastalıklar ve kronik sağlık sorunlarıyla baş etmek için ailenin ne kadar önemli olduğunu anladım.

The following two tabs change content below.

Rabia Sönmez & Beyza Karamollaoğlu

Son Gönderiler: Rabia Sönmez & Beyza Karamollaoğlu (Tümünü Gör)

YORUM YAPILMADI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir