Murat Dişkıran ile E-Ticaret

09/07/2019
Rabia Sönmez & Beyza Karamollaoğlu

Derneğimizin Kurumsal İletişim Uzmanı Aliye Rabia Sönmez ve Derneğimizin Muhabiri Beyza Karamollaoğlu ile Entegra Bilişim Genel Müdürü Murat Dişkıran ile BT yatırımları, üretim dönüşümü, dijitalleşme, üretim altyapısı ve pazarlama konularında röportaj gerçekleştirdiler. Keyifli okumalar dileriz.

Öğretmenliğe ve bilgisayara ilgisi olduğunu erken zamanda fark eden Murat Dişkıran, Marmara Üniversitesi Bilgisayar ve Kontrol Öğretmenliği Lisans programını tamamladı. Öğrenimi süresince 2006-2010 yılları arasında notebookların kart onarımları ve yedek parça teminleri konusunda çalıştı. 2010 yılında mezun olarak bilişim sektöründe notebook ve taşınabilir cihazların onarım ve yedek parça konularıyla ilgili araştırmalar yapmaya ve çalışmaya devam etti. Edindiği deneyim sayesinde arkadaşları ile Entegra Bilişim şirketini kurdu. Şu anda e-ticaret sistemleri üzerine geliştirme ve entegrasyon yapan Entegra Bilişim’in genel müdürlüğünü yapmaktadır.

 

Beyza Karamollaoğlu: Entegra Bilişim’in kuruluş aşamasından ve süreçlerden bahsedebilir misiniz?

Murat Dişkıran: Ben 2006-2010 yılları arasında Marmara Üniversitesi ikinci öğretimde bilgisayar öğretmenliği okudum ve dolayısıyla bir iş aradım. 2006’da okul başlarken bir firmada çalışmaya başladım, bu firma bilgisayar parçaları ithalatı yapan bir firmaydı. Ben de orada E-ticaret yöneticisi olarak işe başladım. E-ticarete yeni adım atıyorlardı. Dört sene üniversitede okurken, mezun olduktan sonra da üç yıl aktif hizmet verdim ve toplamda yedi yıl bu firmada çalıştım. Çalıştığım süre zarfında ürünlerimizi internet ortamında listeleyerek satışını yaptık. Gittigidiyor.com vardı o zaman Gittigidiyor.com’da ve kendi sitemizde, bu ürünleri listeledik ve satışını yaptık.

Temin ettiğimiz ürünlerin maliyeti dolar olduğu için ve bir yerden de toptan ve perakendeden satış yaptığımız için stokları takip edememe gibi bir durumla karşılaştık. Bazı problemler yaşadık ve bunlara çözüm olarak bir yazılım ihtiyacımız gelişti entegrasyonlarla alakalı. Tek panelden platformları ve stoklarımızı doğru bir şekilde yönetebilmemiz gerekiyordu. Dolayısıyla böyle bir yazılım araştırmasına girdik. Böyle bir yazılımı üniversite arkadaşımla birlikte yapmaya karar verdik. 2011 yılında bu yazılımı yazdık ve kendi içimizde kullanmaya başladık.  Sonrasında benim askerlik durumum vardı 2013’te askere gittim, geldim ve üniversite arkadaşımla birlikte “Entegra Bilişim’i” kurmaya karar verdik. Böyle bir ihtiyaç olduğunu düşündük ve e-ticaret satışı yapan firmalara hizmet vermeye yönelik bu yazılımı geliştirme kararı aldık ve 2014’te “Entegra Bilişim” resmi olarak kuruldu.

Şu an aktif olarak altı yıllık bir firmayız ve hali hazırda 2000 civarı e-ticaretten satış yapan müşterilerimize hizmet veriyoruz. Bu bağlamda hem pazar yerleriyle (15 pazaryeri) hem muhasebe programlarıyla hem kargo firmalarıyla hem yurt dışı pazar yerleriyle hem sosyal medya kanallarıyla hem de e-ticaret sitesi altyapılarıyla çift taraflı entegrasyon sağlıyoruz. Otuz beş kişilik bir ekibimizle İstanbul Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi Entertech’te de dahil olmak üzere üç ofisimizle hizmet vermekteyiz.

 

Aliye Rabia Sönmez: Dijital dönüşüm, üretim çıktısının artmasına olanak sağlıyor mu?

Murat Dişkıran: Birçok perakende ve toptanda iş yapan şirket var Türkiye’de.  E-ticarette satış yapan şu ana kadar 30.000 civarı şirket bulunmakta. Ama bu rakamın 150-200 bin civarlarına gelebiliyor olması lazım. İki sene öncesine kadar 2016-2017 yıllarında şu an 30 bin dediğimiz bu sayı aslında 15 bin civarındaydı. İki yıl içerisinde %100 oranında e-ticaretten satış yapan firma sayısı arttı. Dolayısıyla bu önümüzdeki üç dört yıl içerisinde de hem firmaların dijitalleşmesi hem firmaların daha etkin internet kullanımının artması e-ticaret tarafında satış yapmayı arttırıyor.

Bunu öngörebiliyoruz ki Türkiye’de son kullanıcı tarafında da perakendenin internete oranı son iki yıl içerisinde %2,5’lardan %5,5’lara kadar arttı. 2018’de internetten yapılan perakende satışının tüm toplam perakendeye oranı %5,5 olarak gerçekleşti. Bu oran gelişmiş ülkelerde %10’un üzerinde, Türkiye’de de bu oranlara önümüzdeki beş yıl içerisinde belki daha da erken ulaşılması bekleniyor. Dolayısıyla bunlar dijital dönüşümle mümkün, bunun için şirketler bir an önce bu dönüşümlerini sağlamalı. Bir muhasebe programı yoksa bu programları kullanmalı, stok programları kullanılmıyorsa stok tutmaları lazım. Depolarını, tuttukları stokları bilmeli ve analizlerinin raporlanmasını doğru bir şekilde yapabilmeliler. E-fatura ve e-arşiv dediğimiz bir e-dönüşüm olayı var geçtiğimiz üç dört yıldır aktif olan, bunları da öğrenip kendilerini güncelleyip bu sistemlere geçebilmeliler.

 

Beyza Karamollaoğlu: Yanıtınız şimdiki soracağım soruya da yanıt oluyor aslında… Peki, Türkiye’yi dijital dönüşümün neresinde görüyorsunuz?

Murat Dişkıran: Doğru, aslında onu da cevaplamış olduk. Biz burada dijital dönüşümü destekliyoruz. Bu dijital dönüşümler gerçekleşmeden entegrasyonların bilincine varamıyor, bunların ne işe yaradığını da müşterinin anlamasını sağlayamıyoruz. Aslında hepsi bir zincir. Biz de bu zincirin bir halkasıyız. Dolayısıyla bunun başına ve sonuna elimizden geldiğince etki etmeye çalışıyoruz. Bu bağlamda bir vakfımız da var aslında, Teknolojik Dönüşüm Eğitim Vakfı. Burada bu dijital dönüşümü sağlamakta zorlanan firmalara personel istihdamı da sağlayabiliyoruz. İŞKUR’dan iş arayan personellere bir şekilde kariyer.net ve kariyer merkezlerinden öz geçmişlerini alıp görüşüyor, e-ticaret tarafında kariyer yapmak isteyenlere bir haftalık özel bir eğitim veriyoruz.

Bunlarla alakalı Youtube’da videolarımız da var: e-ticarette bu iş nasıl yapılır, e-ticaret nedir, normal ticaretten farkı nedir, dijitalleşme buradaki e-dönüşümden kasıt nedir, bir de e-ihracat boyutu var bunlar nelerdir, nasıl buralara girilebilir? Tabii bunlar çok kapsamlı konular ama biz bunları bir haftalık eğitime sığdırıp veriyoruz. Bir hap gibi aslında o yeni mezun ya da iş arayan arkadaşların bu vizyona gelmesini sağlıyoruz ve çalışan firmalara yönlendirerek onları birbirleriyle eşleştiriyoruz. Bu şekilde hem personelin kariyerinde bir atılım gerçekleşmiş oluyor hem de bunu sağlamak isteyen firmalar o personellerden faydalanarak vizyonlarını genişletmiş oluyorlar.

 

Aliye Rabia Sönmez: Size gelen taleplerde en çok ağırlık hangi ürünler üzerine?

Murat Dişkıran: Bizim işimiz Entegrasyon. Başta da söylediğim gibi, altı farklı kanalı birleştiren bir entegrasyon sunuyoruz ve tek panelden bunun yönetilmesini sağlıyoruz fakat ülkemizde e-ticaret yapmaya çalışanlar ya da KOBİ olarak başlayan firmalar, öncelikle manuel olarak bu işe giriyorlar. N11, Hepsiburada.com, Gittigidiyor.com’da mağazalarını açıyor ve orada satış yapmayı planlıyorlar. Ne zaman bunların stoklarını yönetemezlerse ne zaman işte müşteri memnuniyeti sağlayamayıp mağaza puanı düşerse o zaman işin içinden çıkamadıklarından ekstra personel almak zorunda kalıyorlar. Ekstra bir personelin de bildiğiniz gibi firmaya yükü oldukça fazla. Kârlılık da buna izin vermeyebiliyor. Dolayısıyla biz dört beş kişinin yapacağı şeyleri programlara yaptırabiliyoruz ve bunu hem makul bedellerle alınan yıllık hizmet bedelleriyle hem de altyapı için alınan destekle sağlayabiliyoruz. Bu yüzden bize gelen talepler; e-ticaret yapmaya çalışan ve yeni e-ticarete giren ya da e-ticaret yapmış ama o iş yükünü azaltmak isteyen firmalardan oluşuyor.

 

 

Beyza Karamollaoğlu: Satış ve pazarlama bütçesinin en etkili kullanılacağı mecra dijital ortamlar oldu diyebilir miyiz?

Murat Dişkıran: Evet diyebiliriz, aslında ölçülemeyen reklamın pek de anlamı yok; televizyona, radyoya, gazeteye verilen reklamlar ölçülemediğinden geri dönüşlerin ne kadar olduğu ancak hissedilebiliyor ama reel bir ölçümle bunu kullanamıyorsunuz. Fakat Google, Facebook, Instagram gibi sosyal medya reklamlarında bunu net olarak görebiliyorsunuz. Çünkü tıklama sayısını görebiliyorsunuz ve yapmış olduğunuz yatırımın ne kadar sürede net olarak geri geldiğini görebiliyorsunuz. Bu dönüşümünün ne kadar olduğunu raporlayabiliyor ve bunlara göre kendinize yol çizebiliyorsunuz. Dolayısıyla buna katılıyoruz ve burada sadece dijital reklamlar saydığım platformlar olarak değil, marketplace dediğimiz pazaryerlerinde o firmanın dijital reklamını bir yerde yapıyor. Sizin listelediğiniz ürünler, kendi sitenizde listelediğinizde aslında Google gibi yerlere reklam vermeniz gerekirken bir pazaryerine N11, Gittigidiyor gibi yerlere verdiğiniz ürünler dolaylı yönden sizin reklamınızı yapıyor. Çünkü biz bu pazaryerinde şöyle bir dijital dönüşüm reklamlarını sağlamış olarak görüyoruz. Örnek, perakende de satış yapan bir firma kendi markasını tanıtması için ne yapması lazım, zincir marketlerle anlaşması lazım. Mesela bir peynir üreticisi ürününü Türkiye geneline yayması için A101, BİM, ŞOK gibi marketlerle anlaşarak buralara ürünlerini yayınlayıp bütün Türkiye’nin ulaşabiliceği yere getirmesi gerekiyor. Bunlar zor şartlar altında gerçekleşiyor ve bazı ölçütleri var. Çünkü bu mağazalarda raflara koyacağı ürünler sınırlı ve raflara koyacağı ürünleri çok iyi seçip kabul ediyorlar fakat pazaryerleri böyle değil. Siz bugün N11’de bir şahıs firması açıp istediğiniz ürünü sergileyebilirsiniz. Bu N11, Gittigidiyor.com, Hepsiburada, Trendyol ve Amazon gibi siteler aslında e-ticaretin zincir marketleri ve bu marketlerde ürünlerinizi hiçbir bedel ödemeden seksen milyona sergileyebiliyorsunuz. Artık e-ihracat durumu ile bu seksen milyon sınırı da kalktı. Dolayısıyla bütün dünyaya ürünlerinizi listeleme şansınız var. Bu da dijital çağın getirdiği bir avantaj. Bu nedenle firmalarımızın bir an önce e-ticaret ve e-ihracat’a geçebiliyor olması lazım ki geç kalmasınlar.

 

Beyza Karamollaoğlu: Pazaryerlerinin e-ticaret içerisindeki payı 17,3% (10,4 milyar TL – TUBISAD 2018 e-ticaret raporu)

Murat Dişkıran: Şu anda Türkiye’de yaklaşık 50.000 tane e-ticaret sitesi var bireysel. Pazaryeri de dediğim gibi 10-15 tane var. Bunun istatistiklerine bakıldığında zaten net olarak görünüyor. 2018’de bütün internet sitesinden yapılan alışverişleri -bunun içinde tabii ki tatil, uçak bileti alışverişleri de var- saydığımızda burada pazaryerlerinden alışverişlerin oranı %55 seviyesinde. Yani şunu diyebiliriz, Türkiye’de 50.000 site varsa bu hacmin kredi kartı ile alışverişlerin internetteki toplam hacmin %55-65 civarı bu ilk 100 site arasında gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu da zincir market örneğini gösteriyor. Yani yüz binlerce Türkiye’de bakkal ve bireysel market var ama ŞOK, A101, BİM, CARREFOUR gibi zincir marketlerden yapılan alışverişleri, toplam bakkal seviyesine indirip oranladığımızda yine benzer sonuçlar çıkıyor. Bu yüzden bu zincir marketlerde olabilme avantajı varken mutlaka girilmesi lazım. İstatistiklerde zaten bunların sonucu var.

 

Aliye Rabia Sönmez: Ödeme kuruluşları ile ilişkilerinizden bahsedebilir misiniz? Ne tür iş birlikleri gerçekleştiriyorsunuz?

Murat Dişkıran: Ödeme kuruluşları ile bizim doğrudan bir ilişkimiz yok çünkü entegrasyon firmasıyız. Bizim panelimiz üzerinden firma satış yapmıyor. Firma satış yaptığı panellere ürünlerini listelemek için bizim sistemimizi kullanıyor. Dolayısıyla ürünün listelendiği platformun bir ön noktasındayız. Listelenen platformlar pazaryerleri. Zaten onların kendi ödeme sistemleri var bir de firmaların kendi e-ticaret altyapıları. E-ticaret altyapılarında biz ürünün listelenmesini entegre ediyoruz, dolayısıyla bizim orda doğrudan bir etkimiz olmuyor.

 

Beyza Karamollaoğlu: E-ticaret yapmak için gelen başvurularda hangi sektörler öne çıkıyor?

Murat Dişkıran: Burada sektör bazında ayırmak biraz zor ama şöyle düşünün, kullanıcı bir caddede yürürken neye ulaşabiliyorsa bu sektörlerin hepsi zaten internette var. Yani bir arada sıralamaya koyacak olursak: elektronik, kozmetik, anne-bebek, ev dekorasyonu, tekstil, giyim, ayakkabı, ev tekstili gibi kategoriler başta geliyor. Fakat burada arabanın en uç yedek parçasını bile otomotiv kategorisinde internette bulabiliyorsunuz. Artık bütün sektörler var. Bunu şöyle de nitelendirebiliriz, kargo ile gönderebilecek bütün ürünler, hangi kategoride olursa olsun bulunabilir ve satış görecektir.

 

Aliye Rabia Sönmez: Sektörde BT yatırımları ne ölçüde ve firmalar ne kadar önem veriyorlar?

Murat Dişkıran: Aslında Türkiye’nin teşvik ve bilişime bakış açısında önde bir ülke olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bildiğiniz gibi teknokentler var ve bu teknokentlerde bizim de bir ofisimiz var. Devlet gerçekten teknokentlerde teknoloji ve AR-GE yapan firmalara vergisel anlamda iyi destekler sunuyor. Biz de burada destek alıyoruz teşvik anlamında. Devletin teknolojiye bakış açısı, bilişimin ön planda olduğunu gösteriyor olması güzel. Tabii eksikler yok değil mi, var. Özellikle e-ihracat tarafında yapılacak birçok şey var. Çünkü gümrük ve lojistik tarafında problemler var. Bunların çözülebilmesi için belki PTT’nin belki Gümrük Bakanlığının bazı kolaylaştırıcı uygulamalar geliştirmesi önemli. E-ticaret ve bilişime verilen destek konusu zaten ön planda ve bunun devamı etmesi önemli. Bir de firmalar şunu beklememeli, kimse size alın bu teşviki demez. Bunun alma yöntemleri var. Önce bunun altyapısını çalışıp projenin yazılması ve projeye inanılması lazım ki ekiplerin oluşturularak başarılı bir çıktı sunabilsin. Önden bazı yatırımların yapılması gerek ve bunları yaptıktan sonra zaten başarılı olursanız size destek geliyor.

 

Beyza Karamollaoğlu: Son zamanlarda e-ihracata yönelik gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Murat Dişkıran: E-ihracat ile alakalı 2019 yılında bazı hareketlenmeler oldu, aslında 2018’den beri var. Fakat reel bazı şeyler gerçekleşti. En önemli sebeplerinden birisi de 2018’in sonuna doğru Amazon’un Türkiye’ye adım atması. Yine Alibaba Grup’un ve Aliexpress’in Trendyol’un çoğu hissesini satın alarak Türkiye’ye adım atması. Baktığımızda bütün dünya devi e-ticaret sistemleri şu an Türkiye’de var. Ebay, Gittigidiyor’u satın alarak daha öncesinde buraya yatırım yapmıştı. 2018’in sonlarında da Amazon ve Aliexpress.com da Türkiye’ye girdi. Dolayısıyla Amazon ve Aliexpress’in ana amacı Türkiye’deki tedarikçilerin yurt dışında satış yapmasını sağlamak. Bu da zaten e-ihracat olmuş oluyor. Fakat hâlâ bazı problemler var, buradaki en büyük problem lojistik bedelleri. Aliexpress.com’da Çinli bir firma ürünlerini ücretsiz kargoyla bütün dünyaya gönderebilir Chinapost’u kullanarak yani onların devlet postasını kullanarak. Bizim de onun muadili devlet postamız PTT. PTT’nin de belki devlet desteğiyle benzer bir şey yapması gerekebilir. Eğer bu lojistik maliyetlerde uygun fiyatlar gerçekleştirilebilirse Türkiye’de özellikle üretilen tekstil ve ev tekstili, giyim, ayakkabı gibi Türkiye üretimi olup yurt dışında çok büyük talep gören ürünlere katkısı olacaktır. Şu anda zaten yapılmıyor değil yapılıyor, başlandı fakat lojistik bedellerinden dolayı istenilen dönüşümü elde edemiyor. Bu dönüşümü elde etmesi için bizim de çalışmalarımız var. Başka firmaların da var, elimizden geleni yapıyoruz. Bir başlangıç ve bir hareketlenme gözlemliyoruz ve devamının geleceğine inanıyorum.

The following two tabs change content below.

Rabia Sönmez & Beyza Karamollaoğlu

YORUM YAPILMADI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir