Enerjinin Geleceği ve Küresel Sorumluluk

Ülkelerin aşırı kaynak kullanımı nedeniyle gelecek yıllarda kaynak kısıtlamasına gideceği veya kaynak çeşitliliğini artıracağı düşünülmektedir. Dünyamızı küresel bir felaketten koruyacağı düşünülen küresel iklim değişikliğine karşı protokollerde bütün dünyanın kısa bir süre içerisinde uzlaşması mümkün görünmüyor. Teknolojik atılımların yeterli düzeyde olmadığı gelişmekte olan ekonomilerin gündeminde güvenilir yolların yeterli derecede yer tutmadığı da söylenebilir.

Karbon salınımının artışında bir yavaşlama görünmüyor. Dünyanın gündemi, yeni yollar ortaya çıkarılana kadar mevcut hasarı en az düzeyde tutmak ve elde edilen sonuçlarla başa çıkmak gibi görünüyor. İddialı küresel hedeflerin etkilerinin bugün başlanması durumunda ancak on yıl sonra alınmaya başlayacağı düşünülüyor. Teknolojik açıdan nükleer, rüzgâr, dalga ve güneş enerjisinde uygulanabilecek çözümler herkes tarafından anlaşılır durumda. Ancak, bunların planlanması ve uygulanması süreçleri vakit alıyor. Örneğin; bir nükleer santralin planlanması, inşası ve hizmete sokulması on yılı bulabiliyor.

Gerek sanayi kullanımı gerekse refah endeksli artan kullanım nedeniyle gelişmekte olan ekonomilerin enerji ihtiyaçları da artmaktadır. Özellikle BRIC ülkeleri olarak bilinen Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in gayri safi yurt içi hasılalarındaki artışa bağlı olarak enerji ihtiyaçlarının ve harcamalarının artacağı öngörülmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın referans senaryosuna göre, önümüzdeki yirmi yıl içerisinde küresel enerji talebi %40 artacaktır. Bu da kısa vadede ülkelerin enerji ihtiyaçlarına yoğunlaşacağını ve karbon salınımına yönelik çabaların bir süre daha ön planda olmayacağını göstermektedir.

Küresel iklim değişikliğinin önüne geçmek istiyorsak, bireysel ve kurumsal enerji harcamalarını bu süreçte olabildiğince düşürmemiz gerekiyor. Bilinç düzeyindeki artış teknolojik gelişmelerle desteklenirse bu artış talebinin bir kısmını önleyebilir veya karşılayabiliriz. 2010 yılında, Alman enerji şirket E.ON müşterilerinin enerji kullanımını azaltmaları için bir kampanya başlattı. Bir enerji şirketi için çok mantıklı görünmese de geleneksel olarak devam etmek yerine sorun üzerine aktif bir tutum izleyerek pazar payı ve marka değeri üzerine yoğunlaştı.

Singapur hükümeti 2008 yılında toplumsal duyarlılığı artırmak suretiyle hane halkının enerji alışkanlıklarını değiştirerek enerji kullanımını %10 azaltacak bir çalışma başlattı. Depremler ve tsunamiler nedeniyle nükleer enerji santrallerindeki hasarlarla başa çıkmaya çalışan Japonya’da yeni politika belirleme çabaları sürüyor. Yeni politikanın güneş, rüzgâr ve jeotermal enerji üzerine kurulması bekleniyor. Yeni nükleer enerji santrali çalışmaları ise askıya alındı.

Karbon salınımı noktasında önemli bir etki oluşturabilmekteki en önemli zorluklardan birisi ABD ve Çin’in bu konuda ikna edilmesidir. Çin merkezi kontrol mekanizması ile etki oluşturabilir ama ABD’de durum öyle değil. ABD, bilinçli tüketiciler meydana getirmek zorunda. Bu da tüketici davranışlarına yönelik çalışmalarla mümkün olabilir. McKinsey araştırmasına göre, “ABD ekonomisi enerji tüketimini 2020′ye kadar %23 düşürerek, bunun için gerekli olacak 520 milyar dolarlık ön yatırımın (program maliyetleri hariç) çok ötesinde, tam 1,2 trilyon doların boşa harcanmasını önleyebilir. Enerji kullanımındaki düşüş, aynı zamanda yılda 1,1 milyar ton sera gazı salınımının azalmasını da sağlayarak, tüm ABD binek aracı ve hafif kamyon filosunun otoyollardan uzaklaşmasına eşdeğer boyutta bir başarıyla sonuçlanır.” Buradaki asıl zorluk ise ülkenin kişi başına enerji tüketiminin çok daha fazlasını tüketmeye alışmış bir nüfusu daha az enerji tüketmeye ikna edebilmekte.

2010 yılında Meksika Körfezi’nde meydana gelen Deepwater Horizon patlaması sonucunda umut edilen tutum değişikliği istenilen ölçüde gerçekleşmese de başka hızlandırıcı etkenler de önümüze çıkıyor. Katrina gibi doğal afetlerin daha sık görülmeye başlanması, enerji güvenliği konusundaki endişeler ve dünyanın bazı kesimlerinde düzenli kısmi karartmaların başlaması endişeleri körüklüyor ve bu da duyarlılığı artırıyor. Devletlerin vatandaşların üzerindeki etkisi ise sınırlı kalıyor. Hükümetler vatandaşlarını etkileyecek bir değişikliğe, özellikle enerji fiyatlandırma politikası üzerinden bir etkiye sıcak bakmıyor.

Geleceğin ne olacağı tam anlamı ile soru işareti. Geleceğin dünyamız için kötü olacağına dair varsayımlar olduğu gibi özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki orta sınıfın farklı refleksler ile hareket edebileceğine dair senaryolar da konuşuluyor. Mevzuatlar zoruyla veya kendi isteğimiz ile daha az enerji kullanacağımız yönündeki düşünceler en olası düşünceler olarak göze çarpıyor.

The following two tabs change content below.
Yönetim Bilişim Sistemleri, Uluslararası Finans ve İktisat bölümleri mezunudur. İktisat Politikası ve Yeni Medya yüksek lisans programlarında tez aşamasındadır. Yeni Ekonomi Derneği’nin kurucu başkanlığını yürütmektedir. Çalışmalarına yeni ekonomi, bilgi sistemleri ve kurumsal sorumluluk üzerine devam etmektedir.

Son Gönderiler: Mustafa Çetinkaya (Tümünü Gör)

YORUM YAPILMADI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir